defne

Defne Bitkisi Nedir?

Laurus nobilis L.

Halk arasında Çıbıklık, Çubukluk, Tenel Çalısı, Teğnel, Har, Nehtel, Tahnal, Tefrün, Tehnel, Teynel isimlerle de bilinir.

Defnegillerden güzel kokulu bir ağaç. Binlerce yıllıktır tarihi. Sümerler günümüzden beş bin yıl önce tedavi amaçlı olarak kullanırmış. Akdenizli, yıl boyu yapraklarını dökmediğinden bahçe bitkileri arasında yeri sağlamdır. Nice nesiller defne gölgesinde büyümüştür. Boyu on metreyi de bulabilir ya genelde iki ile altı metre arasında olur. Sivri uçlu parlak yapraklari, mini mini, püsküllü sarı çiçekleri, yeşilden başlayıp mevsim ilerledikçe kararan zeytine benzer meyveleri vardır…

Yaprakları baharattır yemeklerinize, meyvesi ise yağdır şifa dolabınıza. Sabun da yapılır yağından ya cildi kurutur derler. Yağlı bir cilde sahipseniz ne ala, defne den iyisini bulamazsınız. Antakya’da yapılır sabunu. Bir de Halep’te. Yolunuz düştüyse mutlaka görmüşsünüzdür, kalıp kalıp. Düşmediyse de düşmeli zaten. Antakya’ya vardığınızda soluklanmak için Harbiye’ye gidip o güzel serinliğinde, şırıl şırıl akan sulara karşı bir çay için, hayatın bir eksiğini daha kapatın…

Latincede “laurus” derler. Bu ad pek çok Batı diline ilham olmuş, kendi dil yapılarına uydurarak benzer isimlerle anmışlardır. İngilizler “laurel”, Almanlar “lorbeer”, İtalyanlar “alloro”, Portekizliler “louro”, Slovenler “lovor” demiş ve mutfaklarından eksik etmemişler. Gün gelmiş içine ya da yanına koyarak balıkları aromalandırmış, gün gelmiş mangaldaki kömürlerin üzerinden yaymışlar kokusunu. Pirincin kokusunu zenginleştirmek için kavanozuna koymuş, böceklenmesin diye bakliyat ve tahıl torbalarına gizlemişler. Sütlü tatlılar defne kokusu ile parfümlenmiş, türlüler defne ile zenginleşmiş. Peki ya zeytinyağının, sirkenin aromalamasında hiç mi payı yok sanırsınız?..

Yolunuz Ege’nin “incir” cennetlerinden birine, Aydın’a düşüp de bir paket kuru incir almadınız mı hiç? Aldınızsa altında veya üzerinde birkaç yaprağını görmüş, belki de neden konulduğunu anlamadan atmışsınızdır. Oysa meyvenin kurtlanmasını önlemek için alınmış bir güzel önlem dir bu ki incirlerin mis gibi kokmasını da sağlar derinden. ( Ege’de incirler kurtlanmasın diye içinde defne, kekik gibi aromalı ot ve yaprakların olduğu aromalı bir suya bandırıp öyle kuruturlar ). Öyle kıymetli bir ağaç ki, 17. yüzyılda yaşamış İngiliz tıp uzmanı Culpeper’e, “defne ağacının altında oturan bir insana ne cadılar ne kötü ruhlar, ne fırtına ne de şimşek dokunabilir,” dedirtmiştir…

Defne Bitkisi Faydaları Neler?

Ortaçağlarda üniversite hocaları ve genç doktorların başına yapraklı, meyveli dallarından oluşan taçlar takılmıştır. Fransızca da üniversite diploması olarak kullanılan sözcük ( baccalauréat) der ne meyvesi anlamına gelen Latince sözcükten ( bacca laurea ) türemiştir. Bugün hala İtalya’nın Bolonya kentinde üniversite diplomasını alan gençler başlarında defne dallarından yapılmış taçlarla kentte tur atarlar, peşlerinde dostlarıyla birlikte. Fransa’nın Provence bölgesinde adıyla ünlenen baharat karışımı (Herbes de Provence) defne varlığıya kıymet kazanır. Defne olmasa kekik, biberiye ve mercanköşkten oluşan bu güzel karışım eksik kalmaz mıydı? 18. yüzyılda kocakarı ilacı oldukları gerekçesiyle yasaklanan, 19. yüzyılda tibbi özellikleri nedeniyle yeniden ön plana çıkan bu otlar Akdeniz’i çevreleyen tüm bölgelerde yetişse de ünlerini en çok Provence’a borçlular. Yine aynı şekilde Fransız mutfağında sıkça kullanılan “bouquet garni”, yani baharat kesesinde de yeri sağlamdır…

Nerelerde yer almaz ki, Brezilya’nın milli yemeği “ feijoada” (et ve sosisle pişirilen siyah fasulye yemeği) defne olmasa eksik kalır, Azerilerin lahana turşusuna havuç, pancar ve kırmızı etli biberin yanı sıra bol defne yaprağı atılır. Sevdiklerinize güzel bir armağan vermek istiyorsanız şık bir şişeye birkaç defne yaprağı, birkaç dal taze biberiye ve kekik koyduktan sonra üzerini sızma zeytinyağıyla doldurup kurdeleyle bağlayıp sunabilirsiniz. Dilerseniz bu yağa renkli tane biberlerden, birkaç diş ayıklanmış sarımsak, bir tane de kurutulmuş acı biber koyabilirsiniz. Bu güzel aromatik zeytinyağını etleri marine etmek için de kullanabilirsiniz…

Yaprakları, ağızda çiğnenirse ağız kokusunu giderir / Baharlı lezzeti ile sindirim salgılarını arttırır / İştah açar ve hazmı kolaylaştırır / Terletici ve mikrop öldürücü özelliğe sahiptir / Soğuk algınlığı, kırgınlık, yorgunluk ve ağrılara faydası vardır / Bunun için, yaprağı suda kaynatılarak, günde 2–3 bardak içilir / Meyveleri ise idrar söktürücüdür / Romatizma ağrılarına iyi gelmektedir / Hamileler kullanmamalıdır / Güneşte kurutulan meyve, her türlü zehirli hayvan ısırığına, arı sokmalarına iyi gelir / Sabunundan ise, cilt mantarlarında ve saç dökülmesini önlemek için faydalanılır…

Defne Bitkisi Nasıl Kullanılır?

Balık çorbası pişirmeye niyet ettiyseniz çıkarın defne kavanozunu. Turşular, tahıl ve bakliyat yemekleri (hem haşlarken, hem de yemeği pişirirken konabilir), pilavlar… Aklınıza gelebilecek her tür yemeği zarif kokusuyla zenginleştirir. Hataylılar turunç reçeline birkaç tane atarlar yaprağından. Turuncun o acımsı tadıyla birleşince ne de hoş olur. Gelibolu’da asma yaprağına sarılarak pişirilen sardalyanın altına veya üzerine defne yaprağı konur. Ordu’nun “balık pilakisi’nde, Samsun’un “hamsili kağıt kebap’ında, Antalya’nın “grida buğulama”sında, Tekirdağın “dil balığı”nda da defne var. Çoğunlukla bütün olarak kullanılır ya yapraklarını kuruttuktan sonra döverek toz haline getiren ve bu şekilde kullananlar da var.

Latince adının pek çok Batı diline ilham verdiğini. Eski Yunancadaki adı olan “daphne”de var. Bu da Gürcücedeki “dapna”, Türkçedeki “defne”, Bulgarcadaki “dafinov”, Ibranicedeki “daphna”, Arnavutçadaki “dafine” ve Romencedeki dafin” sözcüklerinin ilhamı…

Defne Bitkisi Hikayesi

Bir adı da Dapne olan o yemyeşil, o şırıl şırıl suların aktığı ormanlık alandaydık. Etrafımız defne ağaçlarıyla süslüydü. Rüzgar bu ulu ağaçların kokusunu getiriyordu burnumuza. O kendine has, o narin, o kibar kokuyu. Yaprakları her daim yeşil olan bu ulu ağaç siyaha çalmış yağ yüklü meyvelerle bezenmişti. Sedirlere yayılmış çaylarımızı yudumluyor, gün boyu yürümüş olmanın acısını çıkarıyorduk. Dünyanın en güzel yaş alan kadını ise Anadolu’nun gelin ve güveylerini anlatıyordu. Kendimizden geçmiştik manzarayla, onun o güzel sesi ve anlattıklarıyla: “İzmir’in Karaburun yöresindeki gelin güvey giysilerinde antik çağların etkileri bugün dahi görülebilir. Gelin, baba evinden çıkıp koca evine giderken yöreye göre türleri değişen, özel bir başlık hazırlanır: Altın varaklı defne dalları, taze çiçekler, altın paralar, ‘kırma tel’ işiyle bezeli pembe kırmızı duvaklar…

Gelinin alnına, alın yazısı yıldızlar kadar parlak olsun diye tel ve pulla iki dal motifi yapılır. Giysisine gelince… Daphne yapraklı, altın varaklı, telli pullu gelin kız, kırmızı altın sim karışımı ipek kaftan giyer. (…) Güveyinse, başına sardığı tastar. ayağına giydiği pabuç çiçek motifleriyle bezelidir. Böylece her ikisi de bir çiçek demeti gibi birbirlerine bağlanıp çift olurlar.“ Öyle güzel bir kadındı, öyle güzel anlatıyordu ki, sesinden etkilenip kanat takmıştık sanki. Uçuvermiştik Ege’ye, bir selvi boylu efeyle bir nazenin güzelin düğünündeydik. Bizler de defne yapraklarından yapılmış taçlar takmış, düğünün bir parçası oluvermiştik.

olgunlaşmış defne meyvesi
olgunlaşmış defne meyvesi
defne çiçek açmış
defne çiçek açmış